İngilizce karıştırılan kelimeler

İngilizce karistirilan kelimeler

İngilizce’de birbirine benzeyen ve karıştırılması muhtemel kelimelerin listesini İngilizce ve Türkçe olarak bulabilirsiniz.

 

 

 

 

 


İmlâ veya telâffuzca birbirine pek benzeyen kelimelerin yanlış kullanıldığı çok vâki olur. Bu türlü kelimelerin en çok kullanılanlarının imlâ ve telâffuzları ile, en çok kullanılışlarına göre, Türkçelerini gösteren bir listeyi kitaba ilâve etmenin pek faydalı olacağını düşündük. Listedeki kelimelerden bir çoğunun, burada gösterilenden, başka mânaları için lügat kitaplarına bakılmalıdır. (Kelimeleri okurken — â, e, î gibi işaretli — uzun vokalleri ve — işaretli vurgulu heceleri hakkını vererek telâffuz etmeye çalışmalıdır. Hece sonlarındaki R 1er hemen hiç telâffuz edilmez; bunlar kendilerinden önceki vokallerin seslerine hususî bir uzunluk verir:

ALTAR (ol’te-), ALTER (ol’te-) gibi.)
adapt (edept’) bir şeyi benimsemek, kendi dileğine uygun hale sokmak.
adopt (edept’) beğenip kabul etmek; evlâtlık edinmek.
advise (edvayz’) (fiil) nasihat vermek.
advice (edvays’) (isim) nasihat.
alleys (elîz’) dar yollar, dar geçitler.
allies (elayz) müttefikler.
aloud (elaud’) yüksek sesle.
allowed (elaud) müsaade edilmiş.
altar (ol’ter) kilisenin âyin yeri.
alter (oFter) değiştirmek.
allude (elûd’) telmih etmek.
elude (ilûd’) kaçmak savuşmak.
alusion (elvu’jin) telmih.
elusion (ilyu’jin) kaçma, savuşma.
illusion (ilyû’jin) his galatı, vahim, hayal.
apposite (ep’ozit) münasip, yerinde, uygun, opposite (op’ozit) mukabil; zıt. assent (essenf) riza, muvafakat, ascent (esent’) yukarı çıkış, assistants (esist’ents) yardımcılar, assistance (esist’ens) yardım, attendants (etend’ents) maiyettekiler. attendance (etend’ens) maiyet hizmeti, bad (bed) kötü.
bade (beyd) emretti, buyurdu (fiil; io bid), bed (bed) yatak, bare (beır) çıplak (sıfat), bear (beır) ayı (isim), bear (beır) taşımak (fiil), beach (bîç) sahil, deniz kenarı, beech (bîç) gürgen ağacı, birth (börth) doğum, berıh (börth) asma-yatak, ranza, blue (blû) mavi, blew (blû) esti (fiil: to blow), boar (bour) erkek domuz.
bore (bour) delmek; (konuşma dilinde: izacetmek).
Boer (bur) Boer; HollandalI asıldan Cenubî Afrikalı.
borough (bar’ou) kasaba; şehir içinde belediye ve idare bölgesi.
burrow (bar’ou) toprağa kazılmış tilki, tavşan v.s. ini.
bough (bau) ağaç dalı,
bow (bau) eğilmek, “reverence”.
bow (bou) ok yayı.
bread (bred) ekmek
bred (bred) yetişmiş (fiil: to breed).
break (breyk) kırmak.
brake (breyk) (1) fren (2) süpürge çalısı.
breath (breth) nefes, soluk.
breathe (brîdh) nefes almak, solumak.
bridal (brayd’ıl) evlenmeye ait, evlenme töreni.
bridle (brayd’l) beygir başlığı.
cannon (ken’o ) top (silâh).
canon (ken’on) (1) kaide, nizam, kilise kanunu; (2) kilisede baş rahip.
capable (key’pebl) kabiliyetli, müstait.
capacious (kapey’şas hacimli, geniş.
celi (sel) küçük oda; hapishane odası; hücre (biyologide).
seli (sel) satmak.
cereal (si’riıl) hububat, tahıl.
serial (si’riel) sıra ile; gazetede tefrika.
cheque (çek) banka çeki.
check (çek) (1) durdurma; (2) yoklama; (3) santranç desenli kumaş.
childish (çayld’iş) çocukça, düşüncesizce, childlike (çayld’layk) masumane, çocuk gibi, cloth (kloth) kumaş, dokuma, clothes (kloudhz, klouz) elbise, colonel (kör’nıl) albay, kernel (ker’nıl) çekirdek.
complement (kom’plement) mütemmim, tamlayan, compliment (kom’pliment) cemilekâr söz. confident (kon’fident) mahrem, emin, confidential (kon fiden’şıl) mahfem, sır. contagious (kontev’ces) bulaşık (hastalık v.s.) contiguous (kontig’yues) bitişik.
contemptible (kontempfibl) istihfaf edilebilir, hakir görülebilir, contemptuous (kontempt’mes) küstah, contiunal (kontin’yuıl) devamlı.
continuous (kontin’yuıs) hiç durmadan devam eden, fasılasız süren, cord (kord) ip.
chord (kord) kiriş (bâzı musiki âletlerinde), core (kour) iç (bir şeyin iç tarafı), corps (kour) kor (ordu), corpse (korps) ceset.
correspondents (kor espond’ents) muhabere edenler, muhabirler, correspondence (kor espond’ens) muhabere.
councillor (kaun’silır) meclis âzası.
counsellor (kaun’selir) / counselor şeklinde de yazılır / müşavir.
course (kours) (1) ders, (2) yarış yolu, v.s. coarse (kours) kaba, credible (kred’ibl) inanılır olan, credulous (kred’yulas) çabuk inanır, bön. creditable (kred’iteble) methe şayan, currant (kar’ent) kuru kuşüzümü, current (kar’eni) cereyan (su ve elektrik), dairy (dey’ri) süthane, sütçü dükkânı.
diary (day’eri) günlük kay it, her günün vâkalarınm kaydı, jurnal, depreciate (depri’şieyt) kıymetten düşmek, düşürmek, deprecate (dep’rikeyt) yalvararak ve özür dileyerek reddetmek, desert (dezert’) (fiil) kaçıp savuşmak, (isim) çöl. dessert (dizert’) yemekten sonra tatlı veya meyva. disease (diziz’) hastalık, decease (disîz) ölüm, dying (day’ing) ölmekte olan, dyeing (day’ing) boyayan, effect (ifekt’) (isim) netice, tesir, effect (ifekt’) (fiil) tesir etmek, effective (efek’tiv) istenilen neticeyi veren, müessir, efficient (efiş’ent) ehil, erbap (şahıs); yüksek verimli (makina v.s.) elicit (ilis’it) bulup çıkarmak, keşfedip çıkarmak, illicit (ilis’it) gayrı meşru, kanuna aykırı, eligible (el’icıbl) uygun, elverişli, illegible (ilec’ıbl) okunmaz, elusive (ilyu’ziv) yakalanması zor, kaçamaklı, illusive (ilyû’ziv) aldatıcı, göz boyayıcı, emigrate (em’igr:yt) içerden dışarıya göçmek, immigrate (im’migrevi) dışardan içeriye göçmek, migrate (maygrey.’) kalabalık olarak bir yerden başka bir yere göçmek, epigram (ep’igram) hicviye.
epithet (ep’ithet) tavsif kelimesi, sıfat, epitaph (ep’itaf) mezar kitabesi, except (eksepf) müstesna tutmak, accept (eksepf) kabul etmek.
fare (feır) yol parası, nakil vasıtalarında bilet bedeli.
fair (feır) güzel; sarışın (sıfat).
fair (feır) panayır, «fuar»
fiend (find) ifrit, melûn.
find (favnd) bulmak.
fined (favnd) para cezasına uğramış.
fir (för) çam ağacı.
fur (för) kürk.
flew (flû) uçtu (fiil: to fly).
“flu” (flû) “influenza” (grip hastalığı) kelimesinin çok kullanılan kısaltılmış şekli, flower (flauır) çiçek, flour (flaur) un.
forth (forth) önde, ilerde bulunan, fourth (forth) döndürücü, four (four) dört.
fore (four) ön.
fowl (faul) kuş cinsinden hayvan, tavuk, foul (faul) pis, bozuk.
gate (geyt) içeriye doğru yolu olan kapı, bahçe kapısı, gait (geyt) yürüme tarzı.
genus (cî’nas) cins: bir kaç nev’in bir araya gelmesinden hasıl büyük sınıf, genius (cî’nies) deha, dâhi, glazier (gley’zır, gley’jır) camcı, glacier (glav’şır) buzla, “glacier”, great (greyt) büyük, grate (greyt) soba ve ocak ızgarası, groan (şroun) homurdanma, grown (groun) büyümüş (fiil: to grow büyüm.) guest (gest) misafir.
guessed (gest) farzetti, tahmin etti (fiil: to guess).
guilt (gilt) sue, cürüm.
gilt (gilt) altın yaldızlı, yaldızlı.
hair (heir) saç.
hare (heir) tavşan.
heal (hîıl) iyi etmek, iyi olmak (şifa bulmak).
heel (hîıl) topuk.
hear (hiır) işitmek.
here (hiır) buraya, burada.
hire (hair) kiralamak.
higher (hay’er) daha yüksek.
hoard (hourd) iddihar etmek, depo etmek.
horde (hourd) insan kalabalığı, insan sürüsü.
hole (houl) delik, çukur, in.
whole (houl) bütün, bütünü.
human (hyu’men) beşerî, insan cinsinden.
humane (hyumeyn’) İnsanî, insanlığa yakışır tarzda, şefkatle
imminent (im’minent) hemen olacak, olmak üzere.
eminent (em’inent) mümtaz, tanınmış.
imperial (impî’riıl) imperatorluğa ait.
imperious (impfrias) mütehakkim; mecbur edici.
incredible (inkred’ıbl) inanılmaz, inanılması mümkün değil.
incredulous (inkridyu’las) inanmaz, kanmaz.
indite (indayf) kaleme almak, yazdırmak.
indict (indayf) bir suçla itham etmek.
ingenuous (incen’yuas) açık kalbli, açık sözlü.
ingenious (incîn’yas) hünerli.
judicial (judi’şıl) hâkime ve hükmüne ait.
judicious (judiş’as) akla, insafa uygun.
lead (lîd) (fiil) göstermek, rehberlik etmek, yedmek.
lead (led) kurşun.
led (led) yol gösterdi, rehberlik etti (fiil: to lead), leak (lîk) bir mayiin veya gazın sızması, leek (lîk) pırasa, lesson (les’ın) ders
lessen (les’n) azalmak, azaltmak.
licence (lay’sens) (isim) ruhsatname, izin vesikası.
license (lay’sens) (fiil) ruhsat vermek, izin vermek.
lightning (layt’ning) yıldırım, şimşek.
lightening (laytin’ing) hafifletme.
lose (lûz) kaybetmek.
loose (lûs) gevşek.
loth (louth) isteksiz.
loathe (louth) (fiil) tiksinmek.
magnet (mag’net) mıknatıs.
magnate (mag’neyt) nüfuz ve servet sahibi.
mendicity (mendis’iti) dilencilik.
mendacity (mendeys’iti) yalancılık.
moan (moun) inleme, feryad.
mown (moun) çimen kırpmak (to mow) fiilinin meful ismi.
morning (morn’ing) sabah.
mourning (mourn’ing) yas tutma, mâtem.
muscle (masl) adala.
mussel (mas’ıl) midye.
oar (our) kayık küreği.
o’er (oır) (“over” in kısalmışı: üzerinden, yukarı)
ore (our) mâden cevheri.
official (ofi’şıl) resmî; yüksek memur.
officious (ofiş’as) fuzulî olarak işe karışan.
omit (omit’) terketmek, ihmal etmek.
emit (imit’) neşretmek.
pair (peır) çift.
pare (peır) soymak, yontmak.
pear (peır) armut.
pale (peıl) solgun (benizli).
pail (peıl) kova.
pane (peyn) pencere camı.
pain (peyn) ağrı, acı.
patients (pay’şents) tedavi altında bulunanlar, patience (pay’şens) sabır; tahammül.
peace (pîs) sulh, huzur, piece (pîs) parça, peal (pîıl) çan sesi.
peeî (pîıl) (isim) meyva kabuğu; (fiil) kabuğunu soymak. peer( pîır) asilzade.
pier (pîır) denize doğru uzunlama iskele.
place (pleys) yer, mevki.
plaice (pleys) dil balığı.
plaintiff (pleyn’tif) mahkemede dâvacı.
plaintive (pleyn’tiv) mâtemzede, dertli.
plane (pleyn) (1) düz satıh; (2) planya denilen rende.
plain (pleyn) (1) düz ova; (2) sade, âdi.
popular (pop’yuler) herkesin beğenip sevdiği.
populous (po’yulas) çok nüfuslu.
pour (pour) dökmek, akıtmak.
pore (pour) mesame (delikçik).
practical (prak’tikl) amelî, pratik.
practicable (prak’tikebl) yapılması mümkün, işlenebilir, practice (prak’tis) pratik, meleke (isim), practise (prak’tis) pratik yapmak, icra etmek (fiil), pray (prey) yalvarmak.
prey (prey) yırtıcı hayvanların pençesine düşen av.
prescribe (preskrayb’) reçete yazmak.
proscribe (proskrayb’) kanun dışı etmek; sürmek.
presents (prez’ents) hediyeler.
presence (prez’ens) hazır bulunma, mevcut olma.
present (prızenf) hediye etmek.
president (prez’ident) reis.
precedent (president) evvelce geçmiş olan.
principal (prin’sipıl) (sıfat) başta gelen.
principle (prin’sıpl) prensip.
proceed (prosîd’) ilerlemek.
precede (presîd*) önde gitme, öne geçme.
profit (profit) kâr, menfaat.
prophet (profet) peygamber.
prophesy (prof’isay) kehanette bulunmak, ilerde alacağı söylemek.
prophecy (prof isi) kehanet, proposition (prop ozi’şın) teklif, preposition (prep ozi’şm) edat.
prospective (prospek’tiv) ilerde görünen, ilerisi için tasavvur, perspective (perspek’tiv) menazır fenni, perspektif, punctual (pank’çuıl) saat gibi muntazam, dakikası dakikasına hareket,
punctilious (panktil’iyas) en ince teferrüata kadar dikkatli, queue (kiyu) arka arkaya sıralanmak suretiyle intizamla ilerleme, sıraya girme, cue (kıyu) ipucu, neticeyi ima eden söz veya şey. quite (kuayt) büsbütün, tamamiyle. quiet (kuay’et) sessiz, sakin, receipt (resît) makbuz.
recipe (res’ipi) ilâç veya yemek reçetesi, mikdarları bildiren tarif.
reign (reyn) bir hükümdarın saltanat devri, rain (reyn) yağmur, rein (reyn) dizgin.
right (rayt) tam yerinde, doğru, haklı, write (rayt) yazmak, wright (rayt) işçi, road (roud) yol.
rode (roud) to ride (ata, arabaya binmek) fiilinin mazisi. ^ rose (rouz) gül.
rows (rouz) diziler, sıralanmış şeyler.
roes (rouz) (1) balık yumurtaları; (2) bir cins geyik (cemi) rout (raut) ağır mağlûbiyet, hezimet, route (rût) yol, tutulan yol. sale (seıl) satış.
sail (seıl) yelken (isim); gemi ile seyahat (fiil), sealing (sîl’ing) balmumu ile mühürleme, ceiling (sî’ing) tavan, secret (sîkret) gizli tutulan, sır.
secrete (sekrît’) gizlemek, gizli tutmak, sensible (sen’sıbl) idrak olunabilir, duyulabilir; aklı başında, sensivite (sen’sitiv) hassas; çabuk incinir, site (sayt) mevki.
sight (sayt) görme kabiliyeti; manzara, soared (sourd) yükseklere uçtu, uçup yükseldi (fiil: to soar), sword (sourd) kılıç.
social (sou’şıl) cemiyete mensup, içtimai, sociable (sou’şıbl) sokulgan, uysal, geçimli. sow (sou)* tohum saçmak, tohum ekmek, sew (sou) dikiş dikmek, sow (sau) dişi domuz, stationary (sta’şonari) durma halinde, sabit.
stationery (sta’şoneri) yazı ve büro malzemesi, kırtasiye, statue (stat’yu) heykel.
statute (stat’yut) kanun.
stimulant (stim’yulent) münebbih, muharrik (bedenî), stimulus (stim’yulas) münebbih, uyarıcı (daha ziyade rûhî faaliyet için). | story (stou’ri) hikâye, story (stou’ri) binanın katı, straight (streyt) dos-doğru.
strait (streyt) (isim) dar geçit, dar boğaz; (sıfat) dar. suite (suit) apartman dairesi; maiyet adamları, suit (siyut) dâva açma, dâva etme; takım; meselâ takım elbise^ kostüm; uygun gelmek, uymak, sweet (suît) (şeker gibi) tatlı, süet (siyu’ıt) böbrek yağı.
temporal (tem’por’ıl) zamanla ilgili; dünya işlerine ait. temporary (tem’poreri) muvakkat olarak, bir müddet için, tide (tayd) med ve cezir, tied (tayd) bağlanmış (fiil: to tie), to (tu) <<mefulü-ileyh’, edatı; mastar edatı, too (tû) (1) haddinden aşırı; (2) de, dahi, two (tû) iki. throne (throun) taht.
thrown (throun) atılmış (fiil: to throw).
through (thru) edat: bir yandan öbür yana, bir uçtan öbür uca.
thorough (thar’ou) tam, tas-tamam.
vain (veyn) kendini beğenmiş, vâhi, boş.
vane (veyn) rüzgâr fırıldağı.
vein (veyn) siyah-kan damarı, verid.
veracity (veres’iti) gerçeklik.
voracity (voreys’iyi) açgözlülük.
wait (ueyt) beklemek.
weight (ueyt) ağırlık.
weather (uedh’er) havanın hali.
whether (huedh’er) ya… ya… (edat)
weak (uîk) zaif, kuvvetsiz.
week (uîk) hafta.
weald (ueld) ormanlık saha.
weld (ueld) demiri kaynatmak, kaynak yapmak.
wield (uîld) ele almak, kullanmak.
yoke (youk) boyunduruk.
yolk (youk) yumurta sarısı.

http://blog.ingilizceceviri.org/ingilizce-karistirilan-kelimeler

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.