26th LESSON — 26 ncı İNGİLİZCE DERS

I shal go; I should go. Gideceğim; gidecektim.
ay şöl go ay şud go
You will see, you would see. Göreceksiniz; görecektiniz.
yu uil sî yu uud.si
I shall forgive you. Sizi affedeceğim.
ay şöl for’giv yu
I should forgive you if you repented. Eğer pişman olsaydınız, sizi affedecektim.
ay şud for’giv yu if yu ri’pented
You will come to the theater. Tiyatroya geleceksiniz.
yu uil kam tu dhî dhî’atör  
If you had time, you would come to the theater. Vaktiniz olsaydı, tiyatroya gelecektiniz.
if yu hed taym yu uud kam tu dhî dhî’atör
He will say it. Onu söyleyecek.
hî uil sey it
He would say it, if I were not there. Orada olmasaydım, onu söyleyecekti.
hi uud sey it ay uer not dher
We shall pay you. Size ödeyeceğiz.
ui şöl pey yu
We should pay you if we had money. Paramız olsaydı, size ödeyecektik.
ui şud pey yu if ui hed ma’ni  
They will sell the goods.

dhey uil sel dhî guds

Onlar malları satacaklar.
They would sell the goods, if they were cheaper. Eğer daha ucuz olsaydı, malları satacaklardı.
dhey uud sel dhî guds if dhey uer çi’pör

 

KURAL 17 — Eğer gelecek zaman şarta bağlı ise, (shall) yerine (should), (will) yerine (would) gelir.

 

BU ŞEKİLLERE DİKKAT EDİNİZ:
Should I hear anything, I shall let you know. Bir şey duyarsam, size bildireceğim.
şud ay hir e’nidhing ay şöl let yu no  
You should have informed me of this before. Bunu bana önce eden haber vermeliydiniz.
yu şud hev in’formd mi of dhis bi’for  
I should have advised him of it. Onu (erk.) bundan haberdar etmeliydim.
ay şud hev ed’vayzd him of it  
I should like to be rich. Zengin olmak isterdim.
ay şud layk tu bi riç  
I wish you would listen more attentively. Daha dikkatli dinlemenizi isterdim.
ay uiş yu uud lis’en mor aten’tivli

 

amount (amaunt) tutar, anything (eni’dhing) herhangi birşey.

attentively (aten’tiv’li) dikkâtle, any more (eni mor) artık, daha fazla.

delighted (di’laytıd) çok mem­nun.

business (biz’nes) iş, ticaret him (him) ona, onu (erkek), mind (mayınd) fikir; istek, listen, to (tu li’sın) dinlemek.

own (ön) kendi, kendini, penny (pe’ni) pens (İngiliz pa­rası),

possible (po’sibıl) olaoilir. order (or’dır) buyruk, emir; si­pariş

reward (ri’uörd) ödül, soon (sûn) hemen; yakında; er­ken.

suddenly (sadm’li) birdenbire, wear, to (tu uer) giymek.

 

IDIOMS :
What is to be done? Ne yapmak gerek?
uot is tu bi dan
There is nothing to be done. Yapılacak hiç bir şey yok.
dher is na’dhing .tu bi dan  
Write me as soon as possible. Bana mümkün olduğu kadar çabuk yazınız.
rayt mi ez sun ez po’sibil  
I am delighted to meet you. ay em di’layted tu mit yu Sizinle görüştüğüme çok memnun oldum.
Which way are you going? Ne taraftan gidiyorsunuz?
uiç uey ar yu go’ing
He eats less and less.

hi its les end les

Git gide daha az yiyor, (erk.)
Do you mind if I smoke? du yu maynd if ay smok Sigara içsem rahatsız eder miyim?

 

EGZERSİZ 43. — Noktalı yerlere bu fiillerden uy­gun olanı koyunuz: eat, learn, do, read, obey, write, earn, drink, deserve, smell, Örnek: Order to obey.

Order to … — Money to … — Lesson to … —- Wine to … — Bread to … — Business to … — Book to … — Letter to … — Reward to… — Flowers to …

EGZERSİZ 44 — Aşağıdaki hikâyeyi Türkçeye çe­viriniz. (Kuralsız geçmiş zamanda olan fiiller için, 24 üncü dersin sonundaki listeye bakınız).

The boy and the penny.

A boy was crying in the street. A man passed and asked him:

“Why are you crying, my boy”?

“My mother gave me a penny and I lost it” answe­red the boy.

“Well!” said the man ‘‘take another penny and do not cry any more.”

The boy took the penny. Bu suddenly he began to cry again.

“And why are you crying now?” asked the man.

“If I had not lost my first penny, I should have now two pennies!” answered the boy.

OKUMA:

A subtraction.

TEACHER : — John, suppose I were to shoot at a tree with five birds on it, and I kill three birds. How many birds are left?

 

JOHN — Three, sir.

TEACHER — No; two are left. Take three from five, two will remain.

JOHN — No,- the three killed birds are left, and the other two fly away…

TEACHER — Take your seat, John.

TEACHER — What are you doing to that boy? TOM — He wanted to know, if you take 5 from 8, how many will remain. I took 5 of his apples to show him that there will remain 3; and now he wants me to give them back.

TEACHER — Well! why don’t you do it?

TOM — Because, sir, he will forget how many are left…

** *

Î were to shoot (ay tier tu şut) ateş etseydim, on it: üzerinde.

to be left (tu bi left) : kalmak; to leave fiilinin geç­miş zamanıdır.

take three from five: beşten üç çıkar.

take your seat  yerinize oturun (idiom).

how many will remain: kaç tane kalacak.

he wants me : benden istiyor.

to give them back: onları geri vermek.

http://blog.ingilizceceviri.org/26th-lesson-26-nci-ingilizce-ders

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.